Günümüzde çözüm bekleyen zor meseleler vardır. Bunların başında cehalet, yoksulluk,hastalık, işsizlik, peşin hükümlülük, çevre tahribi, insana saygının kayboluşu ve insan oğlunun özünden uzaklaştırılması gibi konular gelmektedir. Bunlara bir de ırklarından, inançlarından, dinlerinden, anlayiş farklılığından, tabiî kaynaklarından dolayı zulüm görmeler de eklenince ve bu haksızlıkların temelinde rol oynayanların eğitim görmüş insanlar olduğu gerçeği beni bügünkü eğitim anlayışından kuşkulandırmaktadır.
Eğitim kurumlarının veya o kurumlarda uygulanan müfredat ve amaçların değerlendirmesini yapmak, yapabilmek herşeyden önce felsefi bir bakışı gerekli kılar. Çünkü felsefe, çok yönlü bakıştır; olaylara ve olgulara bütün bir açıdan bakar. Diğer tutumlardan, bakış biçimlerinden ayrıldığı nokta da burada yatar.
Her sistem, iyi, kötü, doğru-yanlış, ahlaklı-ahlaksız gibi değerleri de birlikte insanlığa sunuyor. Bu saydığım değerlerde o sistem içinde bir çözümsuluk söz konusu ise bunalım var demekttir Günümüz eğitiminin bir aksayan tarafı sözkonusu. Sistemin sorgulanacak yanları mevcut. Insanı her yönu ile yetiştirme, birinci planda sistem içinde ele alınmamiş. Bir kimlik bunalımı, bir otorite bunalımı, etik bir bunalım içinde olduğumuz da bir gerçek. Çözümsüzlük, tıkanmışlık birçok sistemlerin sonu olagelmiştir.
Siyasal, toplumsal ve eğitimsel yeni bir yapılanma gereksinimi güçlü bir biçimde kendini dayatıyor. Yeniden yapılanma ise bir bakıma yeniden yapılandırılacak olanla hesaplaşma demektir. Ben bu hesaplaşmanın çözümünü kavgada, sürtüşmede, ideolojik düşüncelerde göremiyorum. Sistemi teşkil eden müfredatların, problemlere çözüm üretemeyen yönlerinin, bilhassa üniversiteler tarafından dile getirilmesini, vurgulanmasını, bunu kendine görev bilmesinde görüyorum. Türkiyede üniversiteler bu konuda aktif birer rol üstlenmeleri zamanın gelip geçtiği kanaatindeyim.
Bir toplumun, canlılığını ve güçlülüğünü sürdürebilesi, çağdaş değişmelere ayak uydurabilmesi için kendi kültürü ile damgalanmış, toplumsal yapısını bozmadan ilerletecek, geliştirecek. kendini bulan, kendini bilen ve üreten insanlara ihtiyaç var.
Fikir ve heyecan planında cephe buhranı, ideal buhranı geçiren toplumlarda bu zıtlıklar korkunç bir ahlak buhranını doğurur. Ahlak buhranından milli ideal buhranı doğar. Neye inanacaklarını kaybeden nesiller hayatın gayesini de kaybederler. Böylece sosyal çözülme dediğimiz toplumu yok eden sosyal olgunun kapısı açılmış olunur. Bu konuda üniversitelere düşen görevler neler olmalı?
|